eşcinsellik felsefesi

Başta şunu belirtelim, Antik Yunanlılarda eşcinsellik Eros kavramı çerçevesinde felsefi boyutlarda tartışılmıştır.
Her tür ilişkisinde ölçülü olmak ve cinsel gücü elinde bulundurmak, bir erkeğin erdemi ve egemenliği olarak görüldü ve felsefi boyutta uzun uzun tartışıldı. Yunanlılarda eşcinsellik, toplumsal bir tavır olmasına ve belli toplum kuralları içerisinde yaşanmasına rağmen, bu tür bir cinsel tercihin, kişinin karakteriyle ilgili olduğu da kabul edilirdi. Erkekler daha keyif aldıkları hazza göre rahatça davranabilirlerdi. Yapamayacakları şey ise bu konudaki kabullenilmiş toplumsal kuralları hiçe sayan kaba saba tavırlar sergilemekti.
Yunanlılarda eşcinsellik ya da o zamanki sözcük kullanımıyla oğlancılık, genel bir anlatımla, felsefenin alanı içerisinde, hazlarla bağlantılı olarak, ölçülülük, uygunluk, nefis sorunu, eşlerin onuru gibi kavramlar etrafında değerlendirilmekteydi. Hazların kullanımında tutum ve kuralları içeren bir biçim yaratılmaktaydı. Onlara göre, insanın bir erkeği ya da bir kadını arzulayabilmesini sağlayan, aynı biçimde, doğanın erkeğin yüreğine, cinsiyetleri ne olursa olsun “ güzel “ olanlar karşısında duyması için yerleştirdiği iştahtı. İki erkek arasındaki ilişki belli kurallara tabiydi, hazların ve ahlakın kuralları vardı. Örneğin; Platon’un ” Şölen ” de değindiği bu ilişki biçimi, herhangi iki erkek arasındaki bir ilişki değildir, yaş ve statü farkı gözeten bir ilişkidir.
Yunanlı filozoflar eğitimini henüz tamamlamamış ve kesin statüsüne kavuşmamış genç bir erkekle, toplumsal statüsüne kavuşmuş diğer erkeğin ilişkisini onaylamışlardır. Yaş farkı statüsel farkın yanında önemsizdir ama pratikte güçlü taraf genelde yaşça da büyük olan taraftı. Böylece toplumsal kabul ve destek mekanizması genç için işletilmiş oluyordu. Şunu da hemen söylemeliyiz ki, Antik Yunan, Sparta ve komsusu bir iki kent haricinde, çok erkek merkezli ve kadınların sosyal hayattan tamamen kopuk yaşadığı bir ortamdı. “ Onurlu “ kadınların tiyatroya bile gitmediği biliniyor. Bu kadar erkek egemen ve merkezli bir toplumda, herhangi bir erkek (özellikle Sparta’da herkesin asker olduğu bir sistemde ve Thebes’in son zamanlarında, yine kışla hayatinin çok yaygın olduğu dönemde) hayatının neredeyse tamamını diğer erkeklerle geçiriyordu. Bütün ideallerin de erkek olgusu üzerinde döndüğünü düşünürsek, özellikle platonik hayranlıklar çok yaygındı. Kadınlar, genel toplumsal düşüncede, mecburi bir ilişki olarak görülüyordu. Pederastiri kavramı içindeki birçok erkek evli ve aile babası da olabiliyordu. Sanırız ki bu insanlar için günümüz tabirleri uygun düşmemektedir. Onlara eşcinsel yerine olsa olsa biseksüel denilebilir. Çünkü pederastiriyi bir cinsel tercih sorunu olarak ele almak pek doğru olmamaktadır.

Yunanlılar bir erkeğin, başka bir erkeğin güzelliğine vurulmasını normal karşılanırdı. Ancak bunun dışa vurulmasındaki incelik daima gözetilmeliydi. Eski Yunanistan’da bu tip ilişkiler genelde antrenmanların çıplak yapıldığı spor komplekslerinde ortaya çıkardı.
Homoseksüel ilişkilerin ister tapınaklarda ister tapınak dışında olsun dışlanan bir durum değildi. Yunanistan’da erkekler birbirleri için çok sayıda erotik şiirler ithaf ediyorlardı. Bunlardan birinde “ Bir erkeğin aşkı bir erkek içindir “ denilmektedir.
Mitolojik birçok veri Tanrılar arasındaki ve veya efsaneleşmiş kahramanlar arasındaki erkek erkeğe ilişkiyi gözler önüne serdiği gibi toplum tarafından kabul gördüğünün işaretidir. Mezopotamya’nın Gılgamış destanı eşcinsel mitler içinde verilebilecek en eski örnek sayılabilir. … Achilles-Patrolus destanındaki duygu yoğunluğu da, bu destanın sık sık hatırlayıp, örneklenmesine sebep oluyordu.
Pederasti, Yunanistan’da mitolojik karakterlere de nüfuz etmişti. Köklü bir gelenek haline gelmiş adeta kurumlaşmış, felsefesi yapılmış, erastes ve eromenoi karakterleri şekillendirilmişti. Mitolojide eşcinsel eğilimleri de olan birçok Tanrı ve kahramanla karşılaşmak hiç sürpriz değildi. Zeus-Ganymede; Poseidon-Pelops; Apollo-Orpheus vs gibi… Zeus ve Ganymede, pederastik geleneğin sembolüdür. Ganymede’nin eromenoi-pasif, Zeus’un ise erastes-aktif cinsel karakterleri birçok Antik Yunan yazarı ve sanatçısı tarafından işlenmiştir. Bu konuyu işleyen heykeller, duvar kabartmaları yapılmıştır.
Aristoteles, insanların çoğalmasını sağlayan kadın erkek ilişkisini ve aralarındaki aşkı küçük görmekteydi. Çünkü eksik yaratılışlı kadına duyulacak aşkın yüceltilmesi mümkün değildi. Gerçi kadın ve erkeğin çoğalması için çiftleşmesi gerekliydi ama bu süreç “ aşkın dünyevi bir biçimiydi “. Bu aşk biçimi; bilgeliği seven erkeklerin, ulaşmaya çabaladıkları “ göksel aşk “ değildi. Atinalı erkekler, “ cesaret, yüreklilik ve erkekçe sevgiler aramalı, kendi benzerlerini sevmeliydiler “. İşte göksel aşk buydu. EROS kavramı güzellik sevgisiydi. Hakikat sevgisiydi. Hakikat en güzel olandı. Eros tanrıların insanları güzele, iyiye, hakikate ulaştırmada kullandığı güçtü. Diotima Eros’u ölümlü insanlarla ölümsüz Tanrılar arasında bir aracı olarak tanımlıyordu. Pederastik ilişkiler Antik Yunanda Eros kavramı ile ilişkilendirilip, yüceltildi.
Özetle, Oğlancılık Yunanlarda, topluma kabul edilme kuralıydı. Bu birleşme ile erişkin erkeğin spermi oğlan çocuğa erkeklik aktarıyordu. Genç erkek kendisinden daha yaşlı vatandaşa kendini verir, buna karşılık ondan av eğitimi ve
kültür alırdı.
Bir alıntı yapalım; İçkili bir toplantıda konu seksti. Aristophanes, cinsellik hikâyelerinin ortaya çıkışını anlatıyordu:
Pedastrik ilişki

“ Başlangıçta üç cinsiyet varmış; erkek, dişi ve hermafrodit. O zamanlar insanların görünüşleri çok farklıymış. Vücutları yuvarlakmış, dört kolları ve bacakları, iki yüzleri ve iki cinsel organları varmış. Ama bu insanlar çok güçlü oldukları ve tanrıların iktidarını tehdit ettikleri için Zeus hepsini tam ortadan ikiye ayırmış ve her bir yarının diğeri için özlem duymasına neden olmuş. Böylece başlangıçta hermafrodit bütünün bir dilimi olan erkek kadınları, kadın ise erkekleri çekici bulmaya başlamış. Başlangıçta kadın olan bütünün dilimi olan kadın kadınlara, başlangıçta erkek olan bütünün dilimi olan erkek ise erkeklere yakınlaşmak istemiş.”
Bu hikâye, Platon’un “ Şölen “ adlı eserinde anlatılıyor. Bu eski eserde tabii ki “ eşcinsel “ ya da “ transgender “ gibi terimler kullanılmıyor; ama bunlarla ilişkili olgular insanlığın kendisi kadar eski olduğu görülüyor.
Yunanlarda, eşcinsel çiftte rollerin değişimi söz konusu değildir. Kılların çıkması, farklı iki cinsel davranışın sınırını belirliyordu. Kentin içinde kılları çıkmış delikanlılar yer alırken, haremde sakalsız bıyıksız, edilgin erkek çocukları vardı. Hermes örneğin, ya sakalsız ve cinsel organı sönük ya da sakallı ve cinsel organı sertleşmiş olarak canlandırılabiliyordu.
Hiçbir erkek ve hiçbir kadın sakallı olana arzu duymazdı. Sakallı olmayan güzeldi yalnızca. Yunanların kesinlikle değiştirilemez olarak kabul ettiği karşıtlık şuydu: bir yanda sakallı ve sarhoş erastes, öte yanda sakalsız ve ayık eromen.
Erotik Yunan vazolarının çoğunun üzerinde gördüğümüz geleneksel senaryoda eşcinsel aşk resmedilir. Eşcinsel sevgi, cinsel organı sertleşmiş sakallı erişkinin sakalsız olanın sönük cinsel organını sıvazlaması ile gösterilir.
Sakalları çıktığı andan itibaren pasif pozisyon özgür Yunanlı erkekler için kesinlikle yasaklanmıştır. Ancak bu yasağın ne kadar uygulanabilir olduğu konusunda şüpheler vardır. Örneğin Thebes şehrinin efsanevi eşcinsel grubu yetişkinler arasında da bu seksüel uygulamaların sürüp gittiğinin iyi bir örneğidir. Kutsal Birlik (Hieros Lochos) olarak adlandırılan bu 300 kişilik hoplit asker 150 eşcinsel erkek çiftti. Dillere destan kahramanlıkta savaşan savaşçılardı. Thebes ordusunun seçkin askerleri idiler. M.Ö. 371 tarihindeki Leuctra (Levktra) savaşında komutan Epameinondas’un Spartalılara karşı kazandığı zafer gibi birçok zaferler bu birliğin kahramanlıklarına atfedilir.
Araştırmacılar Homeros’un şiirlerinde açıkça pederastik sahnelere rastlanmadığını ama bir takım mitolojik çağrışımlara yer verildiğini söylemektedirler.
Homeros’un İliyada’sında, Achilles (Akhilleus) ve Patroculos (Patroklos) arasındaki yaş farkı sadece iki senedir. Aşağı yukarı yaşıt erişkinlerdir. Erastes ve eronomes rollerin sahiplenilmesi konusunda Homerik geleneğe göre bir fikir birliği yoktur. Homeros’un Naklettiği bir efsane oldukça çarpıcıdır. Akhilleus saçlarını babası savaştan sağ dönmesi karşılığında Teselya’daki bir ırmağa adanmıştır. Ama Patroculos ölünce kahraman Akhilleus saçlarını sevgilisine adayarak keser ve dokuz yıl boyunca uzattığı gür sarı saçlarını bu uğurda kurban eder ve efsaneye göre de savaştan sağ dönemez.
Eşcinselliğin, doğal bir özgürlükle yaşandığı Antik Yunan’ın ardından, günümüze gelene dek, tıpkı cinselliğin kendisi gibi eşcinsellik de, baskıya maruz kalmış ve gizliliğe itilmiştir.

Bir cevap yazın

*
*

Required fields are marked *